Damlalar

Kendi düşüncelerimizi, duygularımızı ve yaşamdan öğrendiklerimizi paylaştığımız bu alanda, içten bir bakış açısıyla hayatın farklı yönlerini keşfe çıkıyoruz. Samimi ve doğal anlatımlarla, sizlere iç dünyamızdan kesitler sunuyoruz.

Yorulmayı Unuttuk, Gücümüzü Kaybediyoruz

Hayat artık “çok kolay”, değil mi? Yorgunluk, modern insanın dilinden silinmiş bir kelime; sanki bir yük gibi sırtımızdan atılmış. Ama bu “zahmetsiz” yaşam bize gerçekten ne kazandırdı? Yorulmayı unuttuk, mücadeleyi, ter dökmeyi bir kenara bıraktık ve kendimizi ekran başında hayata dokunmadan yaşamaya teslim ettik. Tüm bu kolaylıklar bizi “mükemmel” bir şekilde rahata erdirdi; öyle ki, […]

Yorulmayı Unuttuk, Gücümüzü Kaybediyoruz DEVAMI

Zamanın Kıskacında Modern İnsan: İhtiyaçlar, Koşuşturma ve Hakikatin Peşinde

Bir an durup düşünün: 2000 yıl önce insanlar zamanı nasıl yaşardı? Hayatın sade ritmi, bugünkü karmaşanın tam zıddıydı. Sabah güneşiyle başlayan günler, akşam yıldızlarının altında son bulurdu. Farklı bir dünyada, aynı zaman akıyordu. Ancak şimdi, bir saniye bile durmadan akıp giden bir çağdayız. Zaman, sanki modern insan için en büyük lüks haline geldi. Bugün, çevremizde

Zamanın Kıskacında Modern İnsan: İhtiyaçlar, Koşuşturma ve Hakikatin Peşinde DEVAMI

Yetkinlik ve Adalet Dengesi: İşveren ve Yönetici İlişkilerinde Uyum ve Verimliliğin Anahtarları

Şirket başarısının görünmeyen mimarları kimdir? Adaletin terazisiyle şekillenen işveren-yönetici ilişkileri, bir işletmenin kaderini belirler. Peki ya bu terazide denge kaybolursa? İşverenin yetkinliği ile yöneticilerin karar alma süreçlerindeki uyum, yalnızca bir çalışma ortamı değil, sürdürülebilir bir başarı hikayesi yaratabilir mi? İşverenler ve şirket yöneticileri arasındaki ilişki, iş hayatımızda şirketlerin başarısını önemli ölçüde etkileyen konulardan birisi olmuştur.

Yetkinlik ve Adalet Dengesi: İşveren ve Yönetici İlişkilerinde Uyum ve Verimliliğin Anahtarları DEVAMI

Saygı mı, Statü Dayatması mı? Hitap Şekillerine ve Sessizlik Kültürüne Farklı Bir Bakış

Toplum olarak birbirimize nasıl hitap ettiğimiz, aslında derinlerde yatan sosyal statü farklarını ve güç dinamiklerini yansıtıyor olabilir mi? Birbirimize isimle mi, yoksa daha resmi ifadelerle mi sesleniyoruz? Bu hitap şekilleri gerçekten karşılıklı saygıyı mı ifade ediyor, yoksa sosyal statü farkını mı pekiştiriyor? İnsanların hangi niteliğinden dolayı “Sayın” diye anılmayı hak ettiğini hiç düşündünüz mü? Belki

Saygı mı, Statü Dayatması mı? Hitap Şekillerine ve Sessizlik Kültürüne Farklı Bir Bakış DEVAMI

Sen Alemin Gözbebeğisin

Yazıya değerli bir dostumun deyimiyle “Her daim fişe takılı” bir büyük şairin, her okuduğumda aynı güçte kalbime dokunan mısralarıyla başlamak istiyorum.Mısraların altındaki anlamları ararken, bugünün insanına, bizlere ne demek istiyor olabilir, üzerinde düşüneceğiz.Bu, Şeyh Galib’in “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin senMerdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” beyiti.Of ki ne of!“Hoşça bak zâtına kim zübde-i

Sen Alemin Gözbebeğisin DEVAMI

Hamuşanlar ve Kalbi Olan Bir Ülke

Nasıl başlamalıyım bu yazıya? Zihnimdeki öfkeli kelimeler birbiriyle savaş halinde, bir türlü düzen tutmuyorlar. Düşüncelerim, göğsümdeki ateşi büyütürken, içimi sarmalayan bir acıya dönüştürüyor. Kalbim, patlamaya hazır bir volkan gibi sıkışmış durumda. Dudaklarımda, yönünü bilmeyen keskin kelimeler adeta birer bıçak gibi dans ediyor. Bu derin acıyı, bu tarifsiz haksızlığı nasıl ifade edebilirim? Hangi kelime bu trajediyi

Hamuşanlar ve Kalbi Olan Bir Ülke DEVAMI

Scroll to Top