Toplum olarak birbirimize nasıl hitap ettiğimiz, aslında derinlerde yatan sosyal statü farklarını ve güç dinamiklerini yansıtıyor olabilir mi? Birbirimize isimle mi, yoksa daha resmi ifadelerle mi sesleniyoruz? Bu hitap şekilleri gerçekten karşılıklı saygıyı mı ifade ediyor, yoksa sosyal statü farkını mı pekiştiriyor? İnsanların hangi niteliğinden dolayı “Sayın” diye anılmayı hak ettiğini hiç düşündünüz mü? Belki de bu nitelikler, yalnızca hiyerarşide üst sıralarda yer almanın veya pozisyonun getirdiği bir ayrıcalıktır. Gelişmiş toplumlarda daha az görülen bu itaat kültürü, bizde “Çok yaşa padişahım” düzeninin devamı gibidir.
Bir Toplantı Anısı: Görünmez Çizgiyi Geçmek
2005 yılıydı sanırım. Bir yönetim kurulu toplantısında, mimari bir projeyle ilgili sunum yapan müdürlerimizden biri bilgilerini paylaşıyordu. Odada dikkatle dinleyen birçok kişi vardı; yönetim kurulu üyeleri, müdürler… Sunum ilerledikçe, herkesin gözleri müdürün üzerinde yoğunlaşmıştı. Herkes sessizdi, ta ki yönetim kurulu üyelerinden biri söz alıp müdüre bir soru sorana kadar.
Yönetim kurulu üyesi, müdüre doğrudan ismiyle hitap ederek sordu sorusunu. Müdür, belki de biraz gergin ama bir o kadar da kararlı bir şekilde, soruya soranın ismiyle hitap ederek yanıt verdi. O an, havada görünmez bir gerilim belirdi. Yönetim kurulu üyesi, şaşırmış ve hafif bir tebessümle karşılık verdi; bu beklenmedik bir yanıttı.
Toplantı sona erdikten sonra, müdüre yaklaştım. Ona, yönetim kurulu üyesinin aslında kötü bir niyeti olmadığını, yalnızca samimi bir tavır sergilediğini ifade ettim. Müdür bir an durdu, sonra bana döndü ve şunu sordu: “Olabilir, ama ona bu hitap hakkını veren şey nedir?”
Bir an duraksadım. Bu soru, odadaki herkesin farkında olmadan kabul ettiği bir sınırın sorgulanmasıydı. Yönetim kurulu üyesi, müdüre ismiyle hitap ederek samimiyetini mi göstermişti, yoksa statüsünden dolayı kendini bu hakkı görerek mi konuşmuştu? Müdür ise, bu samimiyete karşılık verirken, aynı hakkı kendine tanımış mıydı yoksa o da bilinçsiz bir sınırı aşmış mıydı?
Görünmez Çizgi
Bu olay, bir nehir kıyısındaki iki balıkçıya benziyordu. Biri, nehrin en güzel yerinde, büyük bir kayanın üzerinde oturmuş, güçlü bir oltayla büyük balıklar avlıyordu. Diğeri ise biraz daha aşağıda, nehrin kenarındaki küçük bir kayalığın üzerinde, daha sade bir oltayla küçük balıklar yakalamaya çalışıyordu. Nehrin suları arasında, görünmeyen bir çizgi vardı. Bu çizgiyi kimse göremezdi ama herkes orada olduğunu bilirdi.
Üstteki balıkçı, bir gün nehrin aşağısına doğru bir adım attı, oltasını aşağıdaki balıkçının alanına doğru salladı. Bu hareket, belki sadece daha fazla balık avlama arzusuydu, belki de sınırın farkında olmadan aşılmasıydı. Aşağıdaki balıkçı ise, bu durumu fark edip, oltasını yukarıya doğru sallayarak aynı karşılığı verdi.
O an, nehirdeki suyun akışı bir anlığına durdu. Herkes, bu karşılıklı hamlelerin neden olduğunu düşündü ama kimse cevap veremedi: “Nehirdeki bu görünmez sınırı belirleyen şey neydi?”
Toplantıdaki olay ve bu metafor, aslında işyerlerinde ve toplumda sık sık karşılaştığımız bir gerçeği ortaya koyuyor: Hitap şekillerinde, samimiyet mi yoksa statü mü belirleyici oluyor? Birine ismiyle hitap etmek, karşılıklı saygı ve eşitlik anlamına mı gelir, yoksa görünmez bir güç dinamiğini mi açığa çıkarır?
Belki de asıl mesele, bu sınırları fark etmek ve onlara neden ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamaktır. Kimse bu soruya kolayca yanıt veremez; tıpkı benim de o gün, müdürün sorusuna cevap veremediğim gibi.
Sosyal Statü, Hitap Şekli ve Gerçek Saygı
Günlük hayatta birçok kişinin birbirine isimle hitap ettiğini ama bazı kişilere daha resmi ifadelerle seslenildiğini fark ediyoruz. Bu durum, toplumsal statü farkının bir göstergesi haline geliyor. Örneğin, daha yüksek bir statüde görülen kişilere, tanımadığımız birine veya resmi bir pozisyonda bulunan birine hitap ederken “Bey/Hanım/Sayın” gibi ifadeler kullanıyoruz. Ama neden? Hitap şekli, kişinin kim olduğuna mı yoksa hangi pozisyonda olduğuna mı bağlı olmalı?
Unvan ve hitap farklı kavramlardır. Unvan, kişinin mesleki pozisyonunu ifade ederken; hitap şekli, kişiler arası iletişimde kullanılan saygı ve samimiyet düzeyini belirler. Dolayısıyla, bir kişinin “doktor” ya da “müdür” unvanına sahip olması, ona her zaman “Sayın” veya “Bey/Hanım” şeklinde hitap edilmesi gerektiği anlamına gelmez; hitap tercihi, karşılıklı saygı ve iletişim dinamiklerine bağlıdır.
Burada asıl mesele, hitap şekillerinin statü farkını pekiştirip pekiştirmediğidir. Hitap şekilleri, gerçekten karşılıklı saygıyı mı ifade ediyor, yoksa yalnızca sosyal hiyerarşiyi mi güçlendiriyor? Unutulmamalı ki, statü veya unvan ne olursa olsun, kimseye bir başkasına üstten konuşma ya da sert davranma hakkı vermez. Hitap şekli, kişisel bir tercihtir ve saygı, insana duyulur; pozisyona değil. Kimi insanlar kendilerine isimle hitap edilmesini tercih ederken, kimileri daha resmi ifadeleri tercih edebilir. Önemli olan, bu tercihlere karşılıklı olarak saygı duyulmasıdır.
Kimliğin Ötesinde Uyumlanma
Koçluk uygulamalarında sıkça sorulan bir soru vardır: “Size nasıl hitap etmemizi istersiniz?” Bu basit soru, aslında kimliğin ötesinde derin anlamlar taşır. Kişinin hitap tercihi, onun kimliğine ve kendisine duyulan saygıya dair bir mesaj taşır. Bu sorunun sorulması, karşılıklı olarak insan onuruna saygı gösterildiğini ve eşit bir ilişki kurulduğunu ifade eder. Hitap şekli, sadece bir iletişim biçimi değil, aynı zamanda karşıdaki kişiye duyulan değerin bir göstergesidir.
Mesela İşyerlerinde…
Birçok iş yerinde, yöneticilerin çalışanlarına isimleriyle hitap ettiğini, ancak çalışanlardan kendilerine “Bey/Hanım/Sayın” şeklinde resmi ifadelerle hitap etmelerini beklediklerini görüyoruz. Bu durum, hiyerarşiyi pekiştirirken aynı zamanda çalışanların fikirlerini ifade etmelerini de zorlaştırabilir. Peki yöneticiler olarak pozisyon gücümüzün davranışlarımızı nasıl etkilediğini hiç düşündük mü?
Pozisyonumuzdan dolayı çalışanlara karşı sergilediğimiz bu tarz ve tutumu, sokakta tanımadığımız herhangi birine yapabilir miyiz? Yapamıyorsak, neden? Gerçekten saygıyı hak eden şey, pozisyon mu yoksa insani değerler mi?
Sessizlik Kültürü
Sessizlik kültürü, çalışanların fikirlerini ve düşüncelerini özgürce ifade etmekten çekindiği bir işyeri atmosferini tanımlar. Çalışanlar, yöneticinin otoritesi karşısında sessiz kalmayı tercih eder, çünkü aksi takdirde eleştirileceklerini veya dışlanacaklarını düşünürler. Bu durum, davranışsal psikolojide öğrenilmiş çaresizlik olarak bilinir. Ancak bu çaresizlik, zamanla kabul edilmiş çaresizlik haline gelir. Yani insanlar, buyurgan bir yönetim kültürü altında itaat etmeyi doğal bir refleks olarak geliştirirler. Bu durum, hem bireysel yaratıcılığı köreltir hem de toplumun genel gelişimini engeller.
Ancak burada önemli bir psikolojik soru var: Boyun eğmek, içsel bir çatışma yaratarak bireyde değersizlik veya kendine saygı kaybı duygusu oluşturabilir mi? Çalışanların, statü dayatmalarına karşı sessiz kalmaları bazen bir hayatta kalma stratejisi olarak ortaya çıkabilir. Ancak, bu tür tekrarlayan davranışlar, bireyin kendilik değerini zedeleyebilir ve uzun vadede öğrenilmiş çaresizlik gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Bazen, kişisel onuru korumanın en sağlıklı yolu, bu tür toksik ortamlardan bilinçli bir şekilde uzaklaşmaktır.
Karşılıklı Hak ve Tercih Özgürlüğü
Hitap şekli, kişisel bir tercihtir ve hem yöneticiler hem de çalışanlar, birbirlerine nasıl hitap edilmesini istediklerini sormakta özgürdür. Statü, kimseye karşısındakini küçümseme ya da sert bir dil kullanma hakkı vermez. İster isimle, ister “Bey/Hanım/Sayın” şeklinde hitap edilsin; bu tercih, dayatılmamalı ve karşılıklı saygı çerçevesinde ele alınmalıdır. Koçlukta olduğu gibi, hitap şekli üzerine sorulan basit bir soru bile, insan ilişkilerinde büyük bir fark yaratabilir.
🤔 Düşünmeye Değer Sorular
İşyerinde size nasıl hitap edilmesini tercih ederdiniz? Bu tercihinizi hiç açıkça dile getirdiniz mi?
İşyerinizde, yöneticiler ve çalışanlar arasındaki hitap farkı sizin üzerinizde nasıl bir etki yaratıyor? Fikirlerinizi rahatça ifade edebiliyor musunuz?
Pozisyonunuzdan dolayı çalışanlarınıza sergilediğiniz tarz ve davranışları, iş dışında bir yabancıya karşı sergileyebilir misiniz? Yapamıyorsanız, neden?
Yöneticiler, çalışanlarına isimle hitap ediyorsa, çalışanların da aynı şekilde hitap etme hakkına sahip olduklarını düşünüyor musunuz? Yoksa bu hak, sadece belli bir sosyal statüye mi ait?
Adil ve eşit bir toplum inşa etmek, büyük değişimlerle değil, günlük iletişimimizdeki küçük farklarla başlar. Birbirimize nasıl hitap ettiğimiz ve nasıl davrandığımız konusunda farkındalık geliştirmek, daha eşitlikçi bir toplum yaratmamıza katkı sağlayabilir. 🌱