Seni seven de seni yok eden de aynı gözlerle bakabilir.
Gözler yalan söylemez deriz. Ama söyler.
Asıl yalan söylemeyen, arkasındaki niyettir.
…
Ses nedir? Titreşim. Sadece bu.
Ama o titreşim insanı ağlatır. O titreşim cesareti kırar ya da ayağa kaldırır. O titreşim bir çocuğu büyütür ya da küçültür.
Çünkü ruh sesi değil, sesteki iradeyi duyar.
Görüntü nedir? Retinaya düşen ışık frekansları. Sadece bu.
Ama bir bakış insanı var eder. Başka bir bakış, aynı gözlerden, yok eder.
Dokunuş nedir? Basınç. Sadece bu.
Ama bir el güven inşa eder. Başka bir el, aynı elle, sınırı ihlal eder.
Madde taşıyıcıdır. Asıl mesaj her zaman onun içindeki niyettir.
İşte bu yüzden liderlik ses tonu çalışmak değildir. Beden dili değildir. Doğru kelimeler değildir.
Bunlar araçtır. Araç ne taşıdığına göre anlam kazanır.
Ama burada durmak lazım.
Çünkü bu fikri okuyan biri şunu düşünebilir. O zaman niyetimi düzelteceğim. İyi görüneceğim. İyi hissettiğim izlenimini vereceğim.
Ve tam da bu yüzden sırıtacak.
Çünkü performans da bir niyettir. Ve ruh onu da okur.
Peki insan nasıl gerçekten değişir?
Bundan sonra iyi niyetli olacağım kararıyla değil. Niyet iradenin değil, ruhun halidir. Ruh ise maruz kaldıklarıyla şekillenir.
Bir çocuk nasıl dil öğrenir? Karar vererek değil. O dili konuşanların içinde büyüyerek.
Karakter de böyle mi acaba…
Bu yüzden kendini bırak, iyi niyetli seslere, güzel niyetli bakışlara, doğru niyetli temasların olduğu mekanlara, dürüst ve iyi insanların havasına.
Uzun süre. Farkında olmadan.
Ve bir gün biri sana sen değişmişsin der. Sen de ne değişti ki diye düşünürsün.
İşte o an gerçek değişimdir.
İyilerin özelliği de belki odur, kendilerini bilmezler. Sadece orada olur. Başkasını görür. İçi dışarıya sızmaya devam eder.
Sahte değişim ise hep fark edilmek ister. Gerçek değişim sessizdir. Kendinden habersizdir.
…
Kendini hangi seslere, hangi bakışlara, hangi insanlara bırakıyorsun?
Çünkü o ortamlar seni yazıyor. Her gün. Farkında olsan da olmasan da.
…
Ve sen…
Şu an yanında olduğun insanlara ne taşıyorsun?
…
Bunu kendine hiç sordun mu? Yoksa sormaktan mı kaçındın?
Cevabı sen biliyorsun.
Onlar da.
#Liderlik #Özfarkındalık #Kişiselgelişim #Liderlikgelişimi #Koçluk #ToksikLiderlik #Empati #Leadership #Mindset
01 / 08 — Kanca
02 / 08
03 / 08
04 / 08
05 / 08 — Paradoks
06 / 08
07 / 08
08 / 08 — Kapanış
Yazıyı okurken ilk farkedilen şey, hepimiz iyi görünmeye çok çalışıyoruz ama iyi olmaya aynı emeği vermiyoruz. Ruh sesi değil, sesteki iradeyi duyar cümlesi beni durdurdu. Çünkü çoğu zaman kelimelerimizin arkasında ne taşıdığımızı kendimiz bile sorgulamıyoruz. Harikasınız üstadım.
Prformansın da bir niyet olduğunun söylenmesi ayrı bir metafor. Bazen değiştiğimizi sanıyoruz ama aslında sadece daha iyi rol yapıyoruz.
Yazı, suçlamıyor. Öğretmiyor da.
Belki insanı aynanın karşısında biraz daha uzun tutuyor. Ve belki en değerlisi şu ki, Liderliği başkalarını yönetmekten çıkarıp, önce içimizi düzenlemek meselesine dönüştürüyor.
Elinize, emeğinize sağlık
Liderliği teknik bir yetkinlik alanından çıkarıp ontolojik bir zemine yerleştirmişsiniz. Sesin titreşim, bakışın ışık, dokunuşun basınç olarak tanımlayp, ardından bunların taşıdığı niyetin asıl belirleyici unsur olduğunun vurgulanması güçlü bir çerçeve kurmuş. Özellikle performans da bir niyettir cümleniz, günümüzün sahicilik tartışmalarına net bir gönderme yapmış.
Yazınız, liderliği görünenden görünmeyene taşıyan, ölçülebilir olandan sezilebilir olana doğru genişleten bir düşünce daveti niteliğinde.
🙂 Düşünelim o halde.