Edward Said’in Şarkiyatçılık (Orientalism) adlı eseri, Batı’nın Doğu’ya bakış açısını ve Doğu’yu nasıl inşa ettiğini sorgulayan, modern akademide büyük bir etki yaratmış önemli bir metindir. Said, bu çalışmasında, Batı’nın Doğu’yu nasıl stereotiplerle dolu bir imge ve bilgi kaynağı haline getirdiğini, aynı zamanda bu bilgi üzerinden nasıl bir egemenlik kurduğunu derinlemesine ele alır.
Kitabın temel argümanı, “Şarkiyatçılık” kavramıdır. Said’e göre, Şarkiyatçılık, Batı’nın Doğu hakkında ürettiği bilgi, söylem ve imgeler yoluyla Doğu’yu ‘öteki’leştirip, onu Batı’ya karşı alt konumda tutan bir yapıdadır. Batı, Doğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda tanımlamış ve Doğu’nun tarihini, kültürünü ve insanlarını Batı’nın üstünlüğünü vurgulayan bir çerçevede yeniden şekillendirmiştir.
Said, Şarkiyatçılığın temelinde yatan yaklaşımı ele alarak, Batı’nın özellikle 18. yüzyıldan itibaren, Doğu’yu egzotik, irrasyonel, geri kalmış ve mistik bir bölge olarak tasvir ettiğini vurgular. Bu anlatı, Batı’nın Doğu üzerindeki sömürgeci ve emperyalist girişimlerini meşrulaştırmaya yardımcı olmuştur. Doğu, Batı’nın medeniyet getireceği, modernleştireceği bir yer olarak gösterilirken, Batı ise akılcı, bilimsel ve ilerici bir medeniyet olarak sunulmuştur.
Kitap aynı zamanda Batı akademisinin, edebiyatının ve sanatının Doğu’ya dair imajları nasıl inşa ettiğini tartışır. Bu süreçte, Batı’daki sanatçılar, yazarlar ve akademisyenler, Doğu hakkında az bilgi sahibi olmalarına rağmen, Doğu’yu belirli bir çerçevede tasvir etmişlerdir. Bu tasvirler, Doğu’nun “tehlikeli” ve “gizemli” olduğu fikrini pekiştirmiş, Batı’nın Doğu’yu kontrol etme hakkını doğrulamaya çalışan bir araç haline gelmiştir.
Edward Said, bu bağlamda Şarkiyatçılığın yalnızca bir akademik disiplin olmadığını, aynı zamanda kültürel bir proje olduğunu savunur. Bu kültürel proje, Batı’nın kendini üstün bir medeniyet olarak kurarken, Doğu’yu geri kalmış ve bağımlı bir toplum olarak kurgulaması üzerine inşa edilmiştir. Batı, Doğu’yu hem bir tehdit hem de bir medenileştirme misyonunun nesnesi olarak görmüştür. Bu ikili yaklaşım, Batı’nın Doğu üzerindeki sömürgeci politikalarını haklı çıkaran bir söylemdir.
Said’in eseri, özellikle Batı’nın “bilgi-güç” ilişkisi üzerine odaklanır. Şarkiyatçılığın, Batı’nın Doğu üzerinde bilgi üreterek, bu bilgiyi Doğu’yu kontrol altına almak için kullanması üzerine kurulu olduğunu belirtir. Bu süreç, sadece siyasi ve ekonomik üstünlük sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kültürel ve entelektüel üstünlüğün de bir aracı haline gelir. Batı’nın Doğu hakkındaki bilgisi, yalnızca onu anlamak için değil, onu kontrol etmek için kullanılır.
Said, ayrıca Şarkiyatçılığın etkilerini günümüzde de gözlemleyebileceğimizi ifade eder. Özellikle medya, Hollywood filmleri ve popüler kültürde, Doğu’ya dair egzotikleştirilmiş ve basmakalıp imajların hala sürdüğünü vurgular. Bu imgeler, Doğu’nun hâlâ Batı tarafından anlaşılamayan, “öteki” olarak görülen bir yer olduğunun altını çizer. Said, bu bağlamda Şarkiyatçılığı, Batı’nın modern dünyadaki Doğu’ya yaklaşımında sürdürülen bir gelenek olarak görür.